Bebeklikten Yetişkinliğe… Depresyon

Depresyon, toplumda en sık karşılaşılan psikolojik rahatsızlıklardan biridir. Farklı kültürlerde değişkenlik gösterse de, görülme sıklığı yaklaşık %8 olarak tanımlanabilir.  Sıklıkla üzüntü ile eş anlamlı kullanılsa da, üzüntü olaylara verilen doğal bir tepkidir. Ancak klinik depresyon, çok daha ciddi bir tabloya işaret etmekte ve kişinin gündelik işlevselliğinde bozulmaya sebep olmaktadır.

Depresyon belirtileri aşağıdaki gibi sıralanabilir:

  • Çökkün duygudurumu
  • Etkinliklere karşı ilgide belirgin azalma ya da bunlardan zevk almama durumu
  • Kilo vermeye çalışmıyorken çok kilo verme ya da kilo alma ya da yeme isteğinde azalma ya da artma
  • Uykusuzluk çekme ya da aşırı uyuma
  • Aşırı hareketlilik (ajitasyon) ya da yavaşlama
  • Bitkinlik ya da enerji düşüklüğü
  • Değersizlik ya da uygunsuz suçluluk duyguları
  • Düşünmekte ya da odaklanmakta güçlük çekme ya da kararsızlık yaşama
  • Yineleyici ölüm düşünceleri, kendini öldürme girişimi ya da kendini öldürmek üzere özel bir eylem tasarlama

Depresyonda Aile Özellikleri

Depresyonun temelleri hayatın ilk dönemlerinde atılmaktadır. Yapılan çalışmalar, farklı aile dinamiklerinin, ileriki yaşamda görülen depresyonda rol oynadığını göstermiştir.

Yaşamın ilk yıllarında maruz kalınan gerçek ya da sembolik bir kayıp, depresyonun en önemli tetikleyicilerindendir. Bebek, dünyaya geldiğinde sakinleşebilmek ve duygularını düzenleyebilmek için yeterli donanıma sahip değildir. Bu nedenle anneye, annenin sesine, hareketlerine ihtiyaç duyar. Annesinin orada olup, ihtiyaçlarını karşıladığını bilmek, kendisini güvende hissetmesini sağlar. Bu noktada anneden ayrılma, tehlikeli bir dönüm noktası olabilir. Bebek baş edemediği bir durumla karşılaştığında, annesini aramaya başlar. Bulamadığında ise, önce endişelenir, sonrasında daha çaresiz ve kayıtsız bir konuma geçer. Bu tür hazır olunmayan bir ayrılık yaşantısı, ileriki yaşamda depresyonun ortaya çıkmasını mümkün kılar. Birçok araştırma, bebeğin 6 aydan önce annesinden travmatik bir şekilde ayrılması ile ileride depresyon geliştirmesi arasında anlamlı bir bağlantı olduğunu bulmuştur.

Bazen de bebeğin anneden ayrılışı, anne için zorlayıcı bir durum haline gelebilir. Doğal gelişim sürecinde çocuk, anneden ayrılmaya yönelik girişimlerde bulunacaktır. Anne, bir yandan çocuğun artan özerkliğine dair keyif duyarken; diğer yandan bu ayrılığa dair yoğun üzüntü duyabilir. Bu durumda anne çocuğun özerkleşmesine engel olabilir ya da çocuğu hazır olmadığı bir şekilde kendisinden uzaklaştırabilir. Her iki durumda da çocuk kendiliğini kötü olarak deneyimleyecek; bu durum da ilerideki depresyona temel oluşturacaktır.

Ölüm gibi ciddi bir kayıp da ileriki yaşamda depresyon görülmesinde etkilidir. Çocuğun 2 yaş gibi, gelişimsel olarak olayları sadece iyi ve kötü olarak kategorize ettiği bir dönemde yaşadığı kayıp, bu olaydan kendisini sorumlu tutmasına ve bu kaybın nedenini kendisinin kötü biri oluşuna dayandırmasına sebep olabilir. Ayrıca bazı aileler, yas tutmak yerine bu durumu inkar etmeye eğilimlidirler. Çocuğun da, yas tutması engellenebilir, ağlamaması ve güçlü olması gerektiği mesajı verilebilir ya da kaybedilen nesne olmaksızın çok daha iyi bir hayatı olacağı fikrine uyum sağlaması için ısrar edilebilir. Tüm bunlar, ileriki yaşamda depresyona sebebiyet verecek faktörler arasındadır.

Depresif hastanın gelişimsel öyküsünde, sıklıkla depresif aile üyeleri bulunmaktadır. Bu durumda çocuk, ebeveyninin yaşadığı depresyondan etkilenir; ihtiyaçlarını ebeveynine bir yük olarak görüp, talep etmekten kaçınır ve doğal ihtiyaçlarından dolayı suçluluk hisseder. Ayrıca genellikle çocuktan beklentilerin yüksek olduğu bir aile yapısı göze çarpmaktadır. Aile düşük kendilik imgesi ile kendisini başarılı bulmaz ve çocuktan, kendi başarısızlıklarını telafi etmesini bekler. Bu durumda çocuk için sevgiyi alabilmenin yolu, ailenin beklentilerini karşılamak ve başarılı olmak haline gelmiştir.

Bazı depresif bireylerin geçmişinde, fazlasıyla koruyucu ve sevgi dolu bir aile ortamı göze çarpmaktadır. Çocuk böyle bir aile ortamında, saldırgan dürtülerini ebeveynlerine yönlendirmekte zorlanır ve bu dürtüleri inkar etmeye başlar. Şikayet edip, kendini ortaya koyabileceği bir ortam bulamadığı için özgüven gelişminde sıkıntılar yaşar. Çocuk iyi şeyler yaptığında övülürken, bir olaya karşı gelişinde ya da kendi otonomisini kazanmaya dair adımlar attığında eleştirilir ve kötü olmakla suçlanır. Bu da çocuğun, ileriki yaşamında kendisini ortaya koymasının önünde bir engel oluşturur.

Son olarak; depresif kişinin geçmişinde, eleştirici, cezalandırıcı, mükemmeliyetçi bir aile yapısı da gözlenmiştir. Eleştirel ebeveyn, çocuk tarafından içselleştirilir. Bu nedenle kişi, mükemmeliyetçi ebeveyni gibi, hayatı geçilmesi gereken bir sınav gibi görür. Hayatından keyif aldığını hissettiği zamanlarda, buna dair suçluluk duyar ve böylece hiçbir şeyden keyif alamaz bir hale gelir.

Özetle; erken dönemde yaşanan travmatik kayıp ve ayrılıklar, ailenin çocuğun yas tepkilerine yönelik inkar edici tutumları, ailede depresyon hikayesinin oluşu, çocuğun saldırgan dürtülerini ifadesine izin vermeyen ya da fazla eleştirel aile yapısı; ileriki yaşamda depresyonun ortaya çıkışında rol oynayan önemli faktörler görülmektedir.

Psikoterapi depresyonda nasıl işlemektedir? Depresyon tedavisi; psikoterapi ve ihtiyaca göre psikoterapiye ilaç tedavisinin eklenmesi ile yürütülür. Psikoterapide kişinin erken dönemde yaşadığı travmatik kayıp ve ayrılıklar, ebeveynlerin geçmişteki tutumlarının kişinin bugünkü duygudurumunu nasıl etkilediği gibi konular çalışılır. Bu sürecin sonunda; kişi erken dönem yaşantılarında oluşturduğu savunma mekanizmalarının depresif duygudurumu üzerindeki etkisini anlamlandırır. Daha işlevsel savunma mekanizmalarının kullanılmasıyla, kişinin hayatını olumsuz yönde etkileyen suçluluk, çaresizlik gibi duygulardan uzaklaşması, hayattan daha fazla keyif alabilir hale gelmesi ve yaşam işlevselliğinde artış görülmesi beklenir.

Bütün Psikoloji
Klinik Psikolog Burçak Özdemir

Kaynakça

Amerikan Psikiyatri Birliği, Ruhsal Bozuklukların Tanısal ve Sayımsal Elkitabı, Beşinci Baskı (DSM-5), Tanı Ölçütleri Başvuru Elkitabı’ndan, çev. Köroğlu E, Hekimler Yayın Birliği, Ankara, 2013.

McKinnon, R.A., Michels, R. & Buckley, P.J. (2006). The psychiatric interview in clinical practice. (2. Baskı). Washington: American Psychiatric Publishing.

McWilliams, N. (2010). Psikanalitik tanı: Klinik süreç içinde kişilik yapısını anlamak. (2. Baskı), E. Kalem (Çev). İstanbul: Bilgi Üniversitesi Yayınları. (Orjinal baskı: 1994).