bir-deneme-yazisi-dogal-ebeveynlik-neden-bu-kadar-sevildi

Not: Bu deneme düşünsel kaynağını Çiğdem Kağıtçıbaşı, Güler Fişek, Rothbaum gibi kültür, ebeveynlik ve bağlanma konusunda yazanlardan almıştır.

Doğal ebeveynlik ABD’de “ana akım dışı” bir ebeveynlik olarak nitelendiriliyor. Türkiye’de ise doğal ebeveynlik, Y kuşağı için tam da bir “sesini bulma” olabilir mi? Belki de, doğal ebeveynlik Türkiye’de kentli ebeveynler için bir “ana akım” olmaya doğru yol almaktadır.

Doğal ebeveynlikte ne var?

İlişki ve bağ odaklı olurken, çocuğunun aynı zamanda bir otonomi sahibi olmasını da amaçlamak,

Çocuğa empatik yanıt vermek ve çocuğun stresine duyarlı olmak,

Uzun süre emzirmek, birlikte uyumak gibi anne-çocuğu yaklaştıran, bunun gibi pratiklerle belki biraz da babayı dışarıda bırakan ama bunu postmodern bir şekilde yapan, bir yandan babayı da ortak bir ebeveynliğe çağıran ve bu konuda değişim arzulayan, otoriter olmayan bir ebeveynlik, doğal ebeveynliğe dair.

***

Türkiye’de benlik ve ebeveynlik araştırmalarına baktığımızda da hem ilişkisel hem de eğitim seviyesine bağlı olarak otonomi sahibi bir kimlik/benlik,

Bağlı, ilişkisel ama aile içi hiyararşinin azaldığı, bu nedenle sınırların da zayıflamaya başladığı, geçirgen bir aile yapısı, (*bkn. Çiğdem Kağıtçıbaşı’nın ve İmamoğlu’nun çalışmaları)

Otoriter ebeveynlikten zarar görmüş ve travmalarının farkına varan bir ebeveyn nesli,

Gözlemlerimize göre yer yer ayrışmakta da zorlanan bir anne-bebek ilişkisi (burada bilerek ebeveyn yerine anne kullandım),

Kültürel olarak çocuğu ağlatmamaktan yana olan, çocuğun ihtiyacını daha çocuk söylemeden tahmin eden ve bir “biz” hissi oluşturan (“o söylemeden ben anlarım”), bunu yaparak bir taraftan da stres ifadesini azaltmayı amaçlayan bir ebeveynlik ideali görüyoruz… (*bkn. Rothbaum’un kültür ve bağlanma konulu makaleleri) . Doğal ebeveynlikte de, benzer şekilde stresi önleme hedefi bulunmakta.

Kültürlerarası psikanaliz konusunda yazan Roland, Doi gibi kuramcılar, bu “ağlatmama” ve “hemen, bolca doyum verme” halinin altında da bir “biz” hali ve bebeğin öfke ifade ederek ayrışmasının önüne geçmek, bunun yerine “şükran ve bağlılık” hissi oluşturmak olduğunu öne sürmüşlerdir. Bu konuda taraf tutucu değil, açıklayıcı bir yerde dururlar. Öyle ki, bağlanma kuramının bebeğe duyarlı olmanın önemi konusunda gösterdikleri, Batı’ya da ilişkisellığın önemini yerleştirmektedir. Tek bir farkla: Bireyci toplumlarda bireyler bu işi bilinçli yaparken, bizde kültürel kodlar böyle.

Doğu ve Batı Arasında Kalan Bir Ebeveynlik

Doğu ve Batı arasında çatışmalar, yani bireysellik ve “simbiyotik bir bağlılık” arasında çatışmalar, uzun süre emzirilen ama uzmanların “yeter artık, emzirme” diyebildiği, çoğunluğun birlikte uyuduğu ama uzmanların “ayrı uyumalısın” dediği, çocuğu ağlatma-ağlatmama, çocuğun öfkesine izin verme-vermeme, 3 yaşında anaokuluna başlayan çocuğu için okula başlatarak iyi bir şey yaptığına inanma-suçlu hissetme arasında gidip gelen bir ebeveynlik, 2020’lerin Türkiye’sinin ebeveynliği.

İşte doğal ebeveynlik, koşulsuz ebeveynlik gibi uzman destekli, hem otonomiyi hem bağlılığı vurgulayan bakış açıları, sanki tam da bu çatışmaların çözümü değil mi?

“3 yaşına kadar bebek önderliğinde, ona duyarlı şekilde emzirebilirim ama otonomi sahibi bir bebek büyütebililirim.”

“Ben geçmişimdeki gibi otoriter bir ebeveyn olmayacağım.”

Bunların hepsi gayet de mümkün ve olmakta da. Fakat Batı’daki güvenli bağlanma ve bizdeki güvenli bağlanma aynı mıdır? Ya da Batı’da tercih edilen doğal ebeveynlik ve bizdeki doğal ebeveynlik aynı bilinçdışı veya kültürel kökenlere mi sahiptir? Yoksa Türkiye’de doğal ebeveynlik, aslında “geleneksel” olan mıdır?

Örneğin, doğal ebeveynlik pratikleri Batı’da bağlanma kuramı ile de uyumlu şekilde çocuklarda otonomiyi destekleyip, bağımlılıktan bağ, bağdan bağımsızlık yaratmakta belki. (*Örn. Keller & Goldberg’in çalışması)

Öte yandan bir araştırmaya göre Türkiye’de güvenli bağlanma ve otonomi arasında ters bir ilişki var (Halfon, 2006). Bu Batı’dakinden farklı. Çünkü bilinçdışı kodlarımız ve kültürel kodlarımız farklı. Tam da Roland’ın dediği, “aman ağlamasın, aman öfkelenmesin” toplumuyuz biz. Annenin bebekle/çocukla ilişkisinin, diğer her ilişkisinin önünde olabildiği bir toplumuz ayrıca.

Mesela;

Bebekle daha mesafeli bir ilişki olan oyun ve konuşmayı daha az kullanırız.

Fiziksel temas ve ihtiyaç karşılama konusunda duyarlıyız.

Bebeklerin ağlamasına dayanmak konusunda biraz zorluk çekeriz. * (Kaynak: Türkiye’de değil ama toplulukçu kültürlerdeki bağlanma çalışmalarında bu tespitler yapılmıştır. Örn: Rothbaum ve Feldman’ın çalışmaları)

Bebeklikten getirdiğimiz, söz öncesi kodlarımızda Batı’dakinden farklı olarak ilişkisellik mevcut. Batı, bireyci ve otonomiyi vurgulayan bir kültürün içerisinde ilişkisel, doğal ebeveynliği “ana akım” olmayan şekilde öğreniyor. Bu zaten Türkiye’de olan bir ebeveynlik biçimi bu yanıyla. Peki ya buralar için yeni olan şey ne?

Yeni olan, otoriterlik ve hiyerarşi konusu. Bu hiyerarşik aile yapısı da, Batı’da hiçbir zaman Türkiye’deki kadar yoğun olmamış bir aile yapısı. Tabii ki, iyi ki de, Türkiye’de de bu hiyerarşi azalıyor, hem nesiller hem de cinsiyetler arasında…(Fişek, 2018)

Türkiye’deki psikoloji biliminin önemli hocalarından Güler Fişek’in İlişki İçinde Ben kitabında ayrıntılı şekilde okunabilecek yorumları, doğal ebeveynliği yorumlarken önemli diye düşünüyorum. Fişek, aile içi ve cinsiyetler arası hiyerarşinin azalması ve otoriter tutumun azalması çok olumlu bir gelişme olarak niteler. Bunun yanında, bireyler arası sınırların bu hiyerarşi ile kurulduğu Türkiye’de bu hiyerarşi olmadığında geriye sadece ilişkisellik kaldığını açıklar. İşte tam burada da sınır sorunları ortaya çıkmaktadır. Belki bunun çözümü de sınırları koruyan ve geçmişte aldığı otoriter ebeveynlikten sıyırıp kendini birey olarak hissedebilen, kendini yeterince iyi bir ebeveyn olarak, bir yetişkin olarak sahiplenebilen, “otoriter değil otorite olabilen” ve baba katılımının olduğu, çift ilişkisi gibi annelerin başka rol ve ilişkilerini de önemseyen bir doğal ebeveyndedir. Türkiye’deki doğal ebeveynliğe dair çalışmaların da ebeveynin kendi geçmişinden gelen duygulara odaklanması, bu bağlamda çok anlamlı (bkn. Sieben&Yildirir, 2020).

Bir ekleme de, bilinçdışının etkisiyle yanlış yorumlanan, özenle alınıp algıda seçilen ebeveynlik önerileri için gelsin. “Otorite olan her şey tehlikeli, çocuklarda sadece iyilik-olumlu duygu var” düşünceleri, doğa ile uyumlu değil, hatta travma kaynaklı olabilir. Hem yetişkinlerdeki, hem de çocuklardaki iyiyi-kötüyü bir arada görmek, doğalarında sevgi kadar agresyon da olan ve empati duygusu ile doğmayan insan yavrularını da “vicdanlı ve duyarlı yetişkinler” olarak “insan yavrusundan insan olma” yolunda desteklemek de doğal ebeveynliğe dair değil mi?

**Kaynaklar

Doi, T., & Bester, J. (1973). The anatomy of dependence (Vol. 101). Tokyo: Kodansha International

Feldman, R., Masalha, S., & Alony, D. (2006). Microregulatory patterns of family interactions: cultural pathways to toddlers’ self-regulation. Journal of Family Psychology, 20(4), 614.

Fişek, G. O. (2018). İlişki İçinde Ben: Kültür, Aile, Bireyselleşme ve Psikanalitik Arayışlar [Self in Relation: Culture, Family, Individualization and Psychoanalytic Searches]. Istanbul: İstanbul Bilgi University Publications

Halfon, S. (2006). Attachment in a Cultural Framework [Unpublished master’s thesis]. Bogazici University

Imamoglu, E. O. (2003). Individuation and relatedness: Not opposing but distinct and complementary. Genetic, Social, and General Psychology Monographs, 129(4), 367.

Kagitcibasi, C. (1996). The autonomous-relational self. European Psychologist, 1(3), 180-186.

Kagitcibasi, C. (1990). Family and socialization in cross-cultural perspective: A model of change. In J. J. Berman (Ed.), Current theory and research in motivation, Vol. 37. Nebraska Symposium on Motivation, 1989: Crosscultural perspectives (p. 135–200). University of Nebraska Press.

Keller, M. A., & Goldberg, W. A. (2004). Co‐sleeping: Help or hindrance for young children’s independence? Infant and Child Development: An International Journal of Research and Practice, 13(5), 369-388

LeVine, R. A. (1990). Infant environments in psychoanalysis: A cross-cultural view. In J. W. Stigler, R. A. Shweder, & G. Herdt (Eds.), Cultural psychology: Essays on comparative human development (pp. 454–474). Cambridge University Press.

Roland, A. (1991). Psychoanalysis in India and Japan: Toward a comparative psychoanalysis. The American journal of psychoanalysis51(1), 1-10.

Rothbaum, F., Morelli, G., & Rusk, N. (2011). Attachment, learning, and coping: The interplay of cultural similarities and differences. In M. J. Gelfand, C.- y. Chiu, & Y.-y. Hong (Eds.), Advances in culture and psychology: Vol. 1. Advances in culture and psychology (pp. 153–215). Oxford University Press.

Sieben, A., & Yıldırır, A. (2020). Cultural spaces of popularized psychological knowledge: Attachment parenting in Turkey. Culture & Psychology, 26(3), 335-357.

WhatsApp'tan Yaz!
Merhaba 👋

Size nasıl yardımcı olabiliriz?