Duygusal İlişkilerde Bağımlılık: Partnerinize Bağlı Mısınız, Bağımlı Mısınız?

“Bağlı olmak” ve “bağımlı olmak” farklı anlamlara gelse de genellikle çok karıştırılan söylemlerdir. “Ben onsuz yaşayamam”, “Karar alırken mutlaka yanımda o olmalı”, “ Annem olmadan asla bir adım atmam” vb. gibi cümleler aslında bağlılıktan çok bağımlılığın kapsadığı cümleler. Bağımlılık kavramı geçince sanki maddelere bağımlılık gibi olumsuzluk içeren durumlar aklımıza geliyor fakat yeni yeni insanlara ve kişilere bağımlılıktan bahsedilir oldu. Psikolojik değerlendirmelerde, zaman zaman ilişkisel bir bağımlılık halinden söz etmek mümkün olabiliyor. Bu bağlamda, duygusal ve fiziksel zorlanma ve yoksunlukların, sosyal ilişkilerde bozulmaların yaşandığı durumları maddesel bir bağımlılığı andırması nedeniyle ilişkisel bir bağımlılık gibi formüle etmek olası. Negatif yüklü bir anlama sahip olması nedeniyle ilişkisel yorumlamalarda bağımlılık kelimesinden kaçınsak da yoksunluk süreci (rahatlayamama, sakinleşememe, varlığını arama) ve zorlantılı davranış örüntüleri (kontrol etme, yakınlık sağlanabilmesi için baskı kurma) bağımlılığın literatür tanımında kullanılan belirtiler. Bu bağlamda bağımlılık örüntülerine sahip olan kişi mutlaka yanında danışacağı birisine ve onun onayına ihtiyaç duyar, “o” kişiye ulaşabilir olduğu müddetçe rahattır.

Bağımlı ilişki örüntülerine sahip olan da bağımlı olunan da mutsuzdur. İlişkiler ve iletişimler kişileri mutlu edebilmek için var olması gerekir fakat başta çok mutluluk veren bir ilişkiymiş gibi görünen senaryoda kısa bir süre sonra, bir yerlerde bir terslik olduğunu fark etmeye başlarız. Aslında her iki taraf da bunu hisseder. Bağımlı ilişki örüntülerine sahip olan kişi kendi içinde sürekli öfke, kızgınlık, kaygıya karşı kontrol etme güdüleri, kaybetme ve terk edilme endişesi gibi yoğun duygular içerisindedir. Kendi içsel dünyasında çok fazla karmaşa yaşarken mutlu olma şansı oldukça azdır çünkü hep karşı tarafı düşünmek ve onunla ilgili meseleleri çözmek zorundadır. Bağımlı olunan kişi de artık karşı taraftan gelen bu kadar yoğun ilgi ve sorumluluk duygusu ile gelebilecek suçluluk ile kendisini mutlu ve huzurlu hissedemez. Çoğu zaman tanımlayamadığı fakat “Burada bir terslik var” dediği huzursuzluk hali içerisindedir.

Bağımlılık bir yapıdır, davranış biçimidir ve öğrenilmiştir. Genellikle de aileden aktarılır, özellikle psikanalitik bir noktadan yorumlayacak olursak kişinin anne ile olan ilişkisi, bunun tohumlarını atar. Daha sonraki hayat müdahaleleriyle de kişi ilişki bağımlılığına doğru yolculuğuna başlar. Burada kişiler ve durumlar değişebilir. Bağımlılık geliştirilen kişi bazen tek kişi ile sınırlıdır, bazen tek kişi olmayabilir. Bazen bu o kişinin olmadığı durumlarda yedek olan bir başka kişiyi de devreye sokar. Bazen de herkese bağımlılık geliştirir çünkü kişinin kendi başına hareket etme ve karar verme yetisi yoktur. O zaman da bunu çevresinde bulunan herkese aktarır. Bu “Onsuz hareket edememe ya da bir başkası olmadan hareket edememe” demektir. Bu aslında karşısındaki kişiyi sürekli kontrol etme ihtiyacıdır. “Burada mı? Hala orada benimle bağlantıda mı? Beni görüyor mu? Ben onun hayatında var mıyım?”lar olmadığı zaman bağımlı kişi rahatsız olur ve kişi işini gücünü yapamayacak hale gelir. Hiçbir şey yapamaz hayatındaki “o” insan olmadan, ondan haber alamadığı müddetçe de gün içerisindeki fonksiyonelliğini kaybeder; işe/okula gidemez, dışarı çıkamaz, ders çalışamaz, etrafında olup bitene dikkat edemez. Bütün hayatı kesintiye uğrar. Tek odak noktası vardır o da bağımlılık geliştirilen nesneye ulaşmak. İlişkinin içerisindeki bağımlılık deyince tam olarak bundan bahsediyoruz. O kişi artık sizin hayatınızda ihtiyacınız olduğunda ulaşabileceğiniz bağlı olduğunuz bir insan değil, aksine hayatınızdaki bağımlı olduğunuz bir “nesneye” dönüşmüştür.

İlişkilerde bağımlılık tahterevallinin iki ucu gibidir. Bir kişi diğerine çok fazla ilgi gösterirse önce karşı tarafın çok hoşuna gider. Fakat bir yere kadar. Bağımlı ilişki örüntülerine sahip olan kişi rahatlayabilmek amacıyla yakınlık kurmaya çabasını karşı tarafa fazlaca ilgi göstererek, değerli hissettirerek göstermeye çalışır. Bu yakınlık çabasının karşı taraftan da verilmediğini fark ettiğinde telaşlanır ve ilgi trafiğini arttırmaya çalışır. Bu telaşlı anda ise diğer taraf partnerini nasıl sakinleştireceğini bilemeyebilir. Dolayısıyla sorumluluk duygusuna eşlik eden bir suçluluk duygusu deneyimlemeye başlar ve bu duygudan uzaklaşmak için ilişkiden uzaklaşmaya çalışabilir. Kaçan-kovalanan döngüsü de tam bu noktada başlar.

İki tarafın telaşlanıp zorlanmaya başladığı bu negatif döngü çerçevesinde, ilişki bağımlılığında duygusal anlamda istismara da çok açık ve güvensiz bir alan bırakılmış olur. Bağımlı ilişki örüntülerine sahip olan kişiyi, bağımlı olunan kişi kullanabilir bu alanda. Kişi kendisini yok saydığı için karşı tarafın söylediği her şeyin olması gerektiğini düşünür, sorgulayamaz. Burada çok yoğun bir kaybetme korkusu, terkedilme veya yalnız kalma korkusu vardır. Bu korkular o kadar yoğundur ki kişi buradan kendisini alamadığı için mutlaka karşı tarafın söylediği her şey gerçekleştirilmelidir diye düşünür.

Bağımlı İlişkiler Kurmaya Bizi Ne Sürüklüyor Olabilir?

Anne-çocuk ilişkisinden sonra belki eşe, belki sevgiliye, belki öğretmene, sınıf arkadaşına yönelen bağımlılıklar neden ortaya çıkıyor? Öncelikle anne-çocuk arasındaki ilişkiden kaynaklanır. İlk 6 ayda, çocuk ilk ilişkiyi bütün fiziksel ihtiyaçlarını karşılayan “bakım veren” kişi ile kurar. Çocuğun ihtiyaçlarını karşılamak üzerine kurulan bir düzen vardır. Çocuğun ihtiyaçları karşılanırken bazen ‘çok fazla’ doyum sağlar çocuk, istediği daha istemeden ona sunulur. Herkes onu mutlu ve tatmin etmek için el pençe divan durumundadır. Kişide eğer böyle bir dinamik var ise, diğerleri tarafından sürekli bir mutlu edilmesi gerektiğine dair bir düşüncesi ve bunun normal olduğuna dair de bir inancı vardır. O, birlikte olduğu herkes tarafından mutlu edilmelidir. Bu onun için normalleştirdiği bir durumdur çünkü bu bilgi verilmiştir ona.

Bir diğer yönü de ailesel taraftır. Eğer kişi ailede yeteri kadar şefkat görmez, sevgi almaz, kendisini değerli hissetmez ve ailede kendisine karşı olumsuz bir tutumun varlığını hisseder ise bu durum kişinin benlik algısını olumsuz yönde şekillendirebilir. Kendisi için olmadığı halde ‘Ben hiçbir şeyim’ düşüncesi var olabilir. Bu yüzden de ilişkilerinin içerisinde ise karşı taraftan ilgi ve şefkat almak ister sürekli buraya meyleder, karşı tarafı hiçbir şekilde kaybetmek istemez. Çünkü ailesinde alamadıklarını onun yanında almış; kendini değerli hissetmiş, sevilmiş ve dokunsal ihtiyaçlarını karşılamıştır. İhtiyaç duyulan her şey karşıdaki kişi tarafından karşılanmıştır. Bu noktada, kişinin kendi istek ve ihtiyaçlarını kendi karşılayabilme becerisini kazanıp geliştirmesinin önü tıkanmış olup, bu rahatlatılmaların başkasının varlığında sağlanabileceği ile ilgili inanç sistemi kristalize olmuş olur.

Bağlılık ise sevgi yolu ile olan karşılıklı iki tarafı mutlu eden, sadakat, ilgi ve hoşgörü ile kurulur. Bağlılık ile bağımlılığı ayırt etmeliyiz. Bağlı olduğunu zanneden kişi çoğu zaman bağımlı ilişki örüntülerine sahip olduğunu fark edemeyebiliyor. “Onsuz bir şey yapmamak” kişiye bir yere kadar fayda sağlar fakat kişinin sınırlarını, benlik duygusunu ve bireysel alanını belirlemesi gerekiyor. Diğer bir ifade ile güvenli ve dengeli ilişkilerin sırrı birey olarak ve sistem olarak bir olunabilmekten geçer. Kişinin kendi benliğini, değerlerini ve duygularını koruyabildiği; zorlu anlarında estek alabileceği biri yoksa kendi kendini de sakinleştirebildiği ve aynı ölçüde bu alanları partneri için de yaratabildiği ilişkiler uzun vadede korunabilir ve sürdürülebilir olanlardır.

Bağımlı İlişki Örüntülerimden Nasıl Kurtulabilirim?

Pek çok bağımlılıkta kontrollü bir şekilde ilaç kullanılması gerektiği bilinir fakat ilişkisel bir bağımlılık örüntüsünde aynı süreç işlemez. Bu yüzden kişinin bir psikoterapi sürecinden geçmesi daha uygundur. Bu süreç içerisinde kişinin kendini tanıması, fark etmesi ve yeniden ortaya çıkarması mümkündür, bu sayede kendi benliğinin farkında olarak sağlıklı ve bağlı ilişkiler kurabilir. Psikoterapi ise kendimize yaptığımız bu keşif yolcuğunun güvenli ve destekleyici yoludur.