Oral Dönem, Ağız ve Meme Yoluyla Haz ve Doyum

Freud’un psikoseksüel gelişim kuramına göre ilk evre olan ‘oral dönem’ 0-2 yaş aralığına denk gelmektedir. Freud için bu dönemde bebek emme, ısırma gibi ağız yoluyla haz peşindedir. İlk olarak emme dürtüsünün amacı her ne kadar besinleri ağız yoluyla içe almak olsa da sonrasında bebek bundan haz da aldığını fark eder ve bu süreç Freud için “otoerotik” bir hal alır. Annenin bebeği emzirmesiyle birlikte bebeğin karnı doyurularak fiziksel ihtiyacının karşılanıyor olmasının yanı sıra bebeğe haz da sağlanmaktadır. Bazen çeşitli sebeplerden dolayı (annenin orada bulunamaması, beslenmeyi belirli düzende sağlıyor olması gibi) bebek memeye ulaşamaz. Bu da onu parmak emme davranışına itebilir. Sigmund Freud, bebeklerde sıkça görülen parmak emme davranışını da bu şekilde açıklar. Bebek, ulaşamadığı memeden alamadığı hazza parmak emerek ulaşmaya çalışır.

Bağ Kurulan İlk Nesne Olarak Anne Memesi

Bebeğin ihtiyaçları ve bu ihtiyaçları giderme yöntemleri “ağız bölgesinden” sağlanır dolayısıyla yatırım tamamen bu bölgeye yapılır. Bu süreçte meme emmek, süt içmek aracılığıyla anne ile kurulan bağ fiziksel boyutta yaşanır. Anne memesi bebeği besleyen, doyuran ve onu güvende kılan ilk nesnedir. Freud, bebeğin meme emerken süt ile birlikte benliğinin de aktarıldığı şeklinde bir benzetmede bulunur. Ona göre meme emiyor olmak sadece sütü içmek değildir, kendi benliğini de oluşturmaktır. Birçok psikanalist tarafından bu durum “Süt yoluyla aktarılan benlik” olarak tanımlanır.

Freud, bebeğin gelişimini psikoseksüel evreler üzerinden ele almış ve bu evrelerin herhangi birinde sorun yaşanırsa, bebek başarılı bir gelişimle o evreyi tamamlayamazsa o döneme ve dönemin meşgul olduğu konularına takılı kaldığını öne sürmüş. Ona göre bu durumlar ‘fiksasyon (takılı kalmak)’tır. Bu doğrultuda da, bebek anne memesine fazla ‘doyduğunda’ ya da bakım eksikliğinden dolayı yeterli doyumu sağlayamadığında (memeden erken/geç ayrılma da eklenebilir) oral dönemde fiksasyona uğrar. Bu dönemi sağlıklı bir şekilde tamamlayamayan bebek büyük bir kaygıyla baş etmek zorunda kalır. Fiksasyonu deneyimleyen bebeğin, yetişkinlik döneminde alkol-sigara bağımlılığı, obezite sorunları gibi durumlarla karşılaşma ihtimalinin yüksek olduğunu belirtmiştir. Kişi erken dönemde meme ile sağlayamadığı doyuma, diğer maddeleri ağız yoluyla içe alarak ulaşmaya çalışır. Ağız yoluyla sağlanan aktivitelere karşı ‘aç’ oldukları öne sürülmektedir. Yetişkinliğinde stresle karşılaşan kişi, uygun şekilde durumu yönetmek konusunda eksiklik yaşar bu da o kişide kaygı uyandırır. Kaygıyla sağlıklı biçimde baş edemeyen kişi, yemek yeme, alkol alma, sigara kullanma gibi yollar aracılığıyla kendine haz sağlayarak bu kaygıyı gidermeye çalışır. Bu görüş, bebekliğin daha çok başında yaşanan sorunların yetişkinlikte ne gibi etkileri olabileceğini görmek adına oldukça önemlidir.

Bu dönemde bebek deneyimlediği durumlar karşısında kendi ağzını ve annesinin memesini ayrı birer nesne olarak algılama kapasitesine sahip değildir. Bu ilk nesneyi kendinden bir parça olarak algılar. Bebek memeyi kendinin yarattığına inanır ve Winnicott bu durumu “tümgüçlülük yanılsaması” olarak ele alır ki Winnicott için bu yanılsama süreci bebeğin benlik oluşumu için gerekli yapıtaşlarındandır. Anne bebeğin ihtiyaç duyduğu anları hissettikçe bebeğe memeyi verir böylelikle de bu yanılsamanın devamlılığı sağlanır. Annenin bu noktada bebeğin ihtiyaçlarını gözetiyor olması benlik gelişimi için oldukça önemlidir. Winnicott, bebeğin memeye ihtiyaç duyduğunda anne tarafından bu ihtiyaç giderilmezse tümgüçlülük yanılsaması sürecinin sekteye uğradığını belirtmiştir. Bu süreçte annenin tutumları oldukça önemlidir. Bebek acıktığında/ağladığında doyurulma ihtiyacı anne tarafından giderilmelidir.

Freud, kendi ile kendi olmayanı ayırt edemeyen bebeğin bu sürecini “birincil narsisizm” ile açıklar. Bebeğin her ihtiyacı kendiliğinden karşılanır, her istediğinde onu doyuran, ona haz sağlayan bir meme vardır. İhtiyaç duyduğu anda meme gelir ve bebek dış dünyadan bir şeye ihtiyaç duymaz bu nedenle omnipotandır. Bir diğer deyişle, bebek kendini dünyanın merkezi olarak algılar.

İyi Meme – Kötü Meme – Melanie Klein

Melanie Klein’a göre bebek doğduğu andan itibaren “yok olmaya-zarar görmeye” ve bir yandan da sahip olduğuna inandığı “saldırganlık dürtülerine” dair yoğun bir kaygı yaşar. Bu nedenle de içinde yaşadığı bu yoğun kaygıyı bir dış nesneye atfederek aslında bu kaygıyla baş etmeye çalışır. Bu dış nesne bebeğin ilk nesnesi olan anne memesidir.

Bebek, zihninde memeyi ikiye ayırır; onu besleyen/doyuran meme iyi meme olarak atfedilirken, süt dolu olmasına rağmen onu doyurmayan meme kötü meme olarak atfedilir. Bu bölmeyi yapmak bebeğin ruhsal gelişimi açısından önemlidir. Çünkü bu bölme sayesinde bebek iyi nesneyi kendi içinde korumuş olur. Klein, bebeğin güvenli bir benlik oluşturmasında oldukça önemli olduğunu vurgular. İyi meme olarak atfedilen parçayı bebeğin benimseyebilmesi annenin bebeğe ‘nasıl’ baktığı ile yakından ilişkilidir. Yeteri kadar bakım verebiliyor mu? Bebekle ilgilenmekten hoşlanıyor mu? Kendi yaşadığı kaygı problemleri var mı? Bu sorularla, bebeğin sütü büyük bir zevkle kabul edip etmemesi değerlendirilebilir. Bu açıdan ele alındığında da bakımın ‘nasıl’ olduğu meme emmeyen bir bebekle karşılaşıldığında dikkat edilmesi gereken bir noktadır.

Bebeğin doğumundan 6 aylık olana kadarki süreçte memenin bir kısmı “kötü” olarak atfedilir ve bu dönem, Klein tarafından “paranoid-şizoid konum” olarak tanımlanmıştır. Klein, bu terimleri ‘evre’ yerine ‘konum’ olarak tanımlar çünkü onun için bu durumlar tamamlanan bir süreç değil aksine kişi, hayatı boyunca zaman zaman tekrar bu durumları deneyimleyebilir.

Bu konumdaki bebek, saldırganlığını ve kaygısını yansıttığı ilk nesnesi olan memeden zarar geleceği düşüncesindedir. Her an zarar görme kaygısıyla mücadele ederken iyi meme olarak atfettiği nesneyi bu paranoyak kısımdan korur aslında. Klein, bebeğin benliğinin sağlıklı bir şekilde gelişebilmesi için ‘iyi meme’ kısmının daha fazla deneyimlenmesinin önemini sık sık vurgular. İhtiyaç duyulduğunda onu besleyen memeyle karşılaşıyor olması bebeğin benlik gelişimi için oldukça önemlidir.

Elbette bu evre çok da uzun sürmez ve bebek yaklaşık 5-6 aylıkken, her ağladığında memenin gelmemesiyle karşılaşınca aslında kendinden ayrı bir nesne olduğunu algılamaya başlar. Fakat şimdi baş etmesi gereken başka bir mesele gelir gündeme; içindeki saldırganlık nesneye yani anneye zarar verebilir. Klein bu durumu ‘depresif konum’ olarak tanımlamıştır. Sevdiği nesneye zarar verme korkusundan dolayı bebeğin suçluluk hissine kapıldığını öne sürer. Paranoid-şizoid konumda zarar göreceği inancı şu an yerini zarar verme kaygısına bırakmıştır. Bebeğin bu konumdayken temel duygulanımları suçluluk ve kaygı olarak ele alınır. İyi ve kötünün aynı nesnede var olabileceğini bir bebeğin deneyimliyor olması benliğinin gelişimi için temel yapıtaşlarındandır.

Özetle, birçok psikanalist bebeğin benlik gelişiminde anne memesiyle kurduğu ilişkinin önemini vurgulamışlardır. İlk nesne ile kurulan ilişki bebeğin benlik gelişiminin temeli olmasının yanı sıra diğer nesnelerle kuracağı ilişkinin de temelini atar. Emme üzerinde herhangi bir problem karşısında anne-bebek ilişkisi incelenmeli ve bunun üzerine bir çalışma yapılmalıdır.

Bebek Uykusu ve Uyku Eğitimine Psikanalitik Bakış

Son olarak bu yaş aralığı için tartışma konusu olan uyku eğitimi hakkında birkaç noktaya değinmek istiyorum. Psikanalitik bir çerçeveden bakıldığında uyku, bebeğin bakım veren nesnesiyle deneyimlediği en önemli ayrılık yeridir. “Ağlamasına izin verme yöntemi (Cry It-Out)” son zamanlarda oldukça tartışılmaktadır. Bu yöntemde bebek yerine bırakıldıktan sonra kendi kendine uykuya dalması beklenir. Bu sırada eğer ağlarsa kucağa alınmaz, bir bakıma sakinleştirilmez ve bebeğin kendi kendini sakinleştirmesi beklenir. Bu bakış açısında bebeğin ihtiyacı “bağımsız olarak hareket etmektir”. Ağlama eylemi söz öncesindeki bir bebeğin ihtiyaçlarını ifade etme yöntemlerinin başlıcası olarak ele alınsa da “ağlamasına izin verme yöntemi”nin perspektifinde ağlamak her zaman ihtiyaç duyulduğu anlamına gelmez.

Bu yöntemin anne-bebek ilişkisine zarar verebileceği yönünde birçok eleştiri bulunmaktadır. Winnicott, bebeğin sağlıklı bir şekilde bakım alabilmesi için annenin bebekle özdeşim kurması gerektiğini bunun da bebeğin neye ihtiyaç duyduğunu hissetmesiyle olduğunu söyler. Bu durumu “yeterince iyi anne” olarak tanımlamıştır. Anne mükemmel olmaktansa, bebeğin baş etme kapasitesini aşmadan ihtiyaçlarını karşılar. Bu anlamda bebek uykuya dalana kadar ona eşlik etme de bu ihtiyaçlar çerçevesinde ele alınır. Aynı zamanda, bakım verenin bebeğin temel ihtiyaçlarını karşıladıktan sonra yalnız kalabilmesine saygı göstermesiyle, müdahale etmeden onunla orada bulunuyor olabilmesiyle bebeğin aslında “kendi başına kalabilme kapasitesi”nin geliştiğini söylemiştir Winnicott.

Bebek kendi duygusal deneyimlerini tam olarak anlayamaz ve tolere edemez bu anlamda bakım verene ihtiyaç duyar. Bebeğin uykuya geçiş esnasında bakım verenin müdahale etmeksizin orada olması tek başına bırakmak yerine çok daha sağlıklı sonuçlar verecektir. Mahler’in “ayrılık anksiyetesi” olarak tanımladığı ayrılık anında bakım verenin bir daha geri dönmeyeceği inancı uyku sırasında da geçerlidir. Uykuya dalma sırasında orada bulunmayan bakım veren, bebek için “yok olmuş” olarak algılanır. Geri döneceğini anlayabilme kapasitesi henüz gelişmemiş bebek bakım verenin yokluğu karşısında ortaya çıkan kaygısını dindiremez. Bu kaygıların giderilebilmesi için bakım verene ihtiyaç duyulur.

Sonuç olarak psikanalitik çerçeveden ele alındığında bebeğin tek başına, kucaklamadan, ağlamasına izin vererek uykuya dalıyor olmasına izin vermek, 0-2 yaş sürecindeki bebeğin gelişiminde bazı çatışmalar doğurabilir. Bakım verene her anlamda ihtiyaç duyan bebeğin sesine kulak verilmeli, deneyimlerine ortak olunmalıdır denilebilir.

Yazar: Melike Ekizler

Kaynakça

Ainsworth, M. D. S. (1969). Object Relations, Dependency, and Attachment: A Theoretical Review of the Infant-Mother Relationship. Child Development, 40(4), 969. doi:10.2307/1127008

Freud,S. (1993). Psikanalize Giriş. Gümüş Basımevi/Ankara.

İstanbul Çocuk ve Ergen Psikanalitik Psikoterapi Derneği. (2019, March 14). Psikanalitik Çocuk Ergen Psikoterapisinde Temel Kavramlar. https://www.iceppd.com/psikanalitik-cocuk-ergen-psikoterapisinde-temel-kavramlar/

Klein, M., Koçak, O. and Erten, Y., 2008. Haset ve şükran. İstanbul: Metis.

Lantz SE, Ray S. Freud Developmental Theory. [Updated 2021 Feb 7]. In: StatPearls [Internet]. Treasure Island (FL): StatPearls Publishing; 2021 Jan-. Available from: https://www.ncbi.nlm.nih.gov/books/NBK557526/

Melanie-klein-trust.org.uk. 2021. Paranoid-schizoid position – Melanie Klein Trust. [online] Available at: <https://melanie-klein-trust.org.uk/theory/paranoid-schizoid-position/>

Segal, H., 1980. Melanie Klein. New York: Viking Press, pp.24-38.

Özşahin, S. (2019). Bir Freud Masalı: Çocuk Masumluğu. Yaşam Becerileri Psikoloji Dergisi, 3(6), 129–137. https://doi.org/10.31461/ybpd.592021

Zandoná, Casey L., “Responding to infant sleep-related crying : a theoretical exploration of caregiver response from attachment and object relations perspectives” (2014). Masters Thesis, Smith College, Northampton, MA.
https://scholarworks.smith.edu/theses/840