yas-uzerine

Duyduğumuzda çoğumuza verdiği negatif hisse rağmen, yas, aslında insan hayatındaki nice çelişkilerden biridir. Bir yandan, kişiye birini kaybetmenin vermiş olduğu yoğun ve karmaşık acı verici düşünce ve duygu girdabıyken öte yandan, hayatta kaçınılmaz olan kayıp travmasını aşmaya yardım etmede önemli bir rol oynayan doğal ve olumlu bir iyileşme sürecidir.

Bir tanım yapmamız gerekirse, yas, kayba verilen doğal ve evrensel bir tepkidir. Genel olarak yas denildiğinde sevilen birinin kaybı söz konusu olsa da, sevilen bir ilişkinin bitmesi, iş kaybı, sevilen bir eşyanın kaybı gibi sebeplerde yas tepkisine sebep olabilir. Bu bağlamda, aslında insan hayatının bir parçasıdır ancak kişinin yas tepkisi yaşadığı kültüre, dini inancına, sosyoekonomik yapısına, kişilik özelliklerine göre şekil değiştirebilir (Bonanno & Kaltman, 2001). Aynı şekilde, yasın süresi de kaybedilen tetikleyicinin doğasına bağlıdır. Kişinin, bahsedilen kayıptan ne kadar yoğun şekilde etkilendiği, kaybın süresini direkt olarak etkiler.

Bu yazıda, özellikle yasın çeşitli açılardan semptomlarına ve de teorik olarak aşamalarına değinmek istiyorum.

Yasın semptomları fiziksel açıdan incelendiğinde, yas semptomları aslında depresyonun fiziksel semptomlarıyla oldukça benzerlik gösterir. İştahsızlık, bulantı, kusma, ishal, uyku problemleri, yorgunluk, enerji kaybı, baş ağrısı, göğüs ağrısı gibi fiziksel (psikosomatik) ağrılar gibi semptomların yanısıra ağlama, inleme, yoğun fiziksel ajitasyon dönemleri gözlenebilir.

Yas, bireyin dünyasını nasıl düşündüğünü ve algıladığını da etkileyebilir. Bu noktada bilişsel etkilerden bahsetmek doğru olacaktır. Ölen kişiyi ve ölümü düşünme-düşünmeye engel olamama, kendini suçlama, kendine kızma, pişmanlık, ölüm anını tekrar tekrar hatırlama, hatta çok canlı bir biçimde yaşama, kararsızlık, dikkatini toparlamakta zorlanma, kafa karışıklığı, zayıf hafıza ve odak eksiklikleri gibi bellek sorunları yaygın görülen bilişsel etkilerdir.

Yasın en tipik belirtisi olumsuz duygudur. Yas sürecinde duygular, suçluluk, öfke, düşmanlık, kaygı, umutsuzluk, umutsuzluk ve izolasyon duyguları dahil olmak üzere çok çeşitli olabilir. Bu duygular nadiren aynı anda ortaya çıkar ancak yasın farklı aşamalarında bağlantılı olarak görülebilir. Aynı şekilde, yasın etkileri, yas tutan kişinin başkalarıyla olan ilişkilerine de yansıyabilir. Örneğin, yasa genellikle sosyal geri çekilme ve daha önce sağlıklı ilerleyen ilişkilere karşı mesafe duyguları eşlik eder.

Yas sürecinde yaşanan öfke duygusuna özellikle değinmekte fayda var, zira ya tutan bireyde öfkeli davranışlar görmek çevresindeki insanları şaşırtabilir ancak bu olağan ve normal bir duygudur. Öfke, beynimizin yaşadığımız olayları adaletsiz ve sinir bozucu olarak algılaması sonucunda ürettiği bir protesto yöntemidir. Bu anlamda, öfke yas tutan bireyin yaşadığı güçsüzlüğü ve umutsuzluğu ifade etmenin bir yolunu sağladığı için öfke ve yas el ele gider (Rueth ve Hall, 1999).

Son olarak, yasa dair en çok kabul göre teori olan Kübler-Ross Yasın Beş Evresi Teorisi’nden bahsetmek istiyorum. İsviçreli psikiyatrist Elisabeth Kübler-Ross tarafından 1969 da ortaya atılan teori, ‘Ölüm ve Ölmek Üzerine’ adlı kitabında açıklanmıştır. Bu teoriye göre, yas 5 evreden oluşur. Bunlar: inkâr, öfke, pazarlık, depresyon ve kabullenme (Kübler-Ross, 2010).

 

  1. Evre – İnkar: Bu aşamadaki insanları, halk arasında ‘’şokta’’ olarak da adlandırırız. Bu evrede kişi, yaşadığı kaybı kabul etmekten uzaktır. En sık duyulan cümleler, ‘’Bu benim başıma gelemez.’’, ‘’Bu doğru değil.’’, ‘’Bu bir kabus, az sonra uyanacağım.’’, ‘’Sorun yok, her şey yolunda.’’ Gibi inkar cümleleri olacaktır. Kendi kendine yaşadığı kayıp deneyimini yok sayan kişi, bu evreyi davranışlarına da yansıtabilir. Örneğin hala kaybettiği kişi yaşıyor gibi konuşabilir. Bu evreyi atlatmak için belirtilmiş bir süre yoktur.

 

  1. Evre – Öfke: Yaşadığı deneyimle karşı karşıya gelen ve gerçekliğini gören kişi, doğal bir şekilde yoğun bir öfke duyar. En sık duyulan cümleler, ‘’Neden ben?’’, ‘’Neden benim başıma geldi?’’ gibi sorular olacaktır. Bu evrede yaşanan öfke, kişinin acısıyla başa çıkması koruyucu bir göre üstelenebilir.

 

  1. Evre – Pazarlık: Öfke sonrası sakinleşen kişi, diğer evrelere göre daha sükut halindedir ancak bu sükunet hali kişinin çevresindekilerle, kayıpla alakalı pazarlık yapma davranışını tetikler. Bu evre, genellikle suçluluk duygusundan da kaynaklanır, bir kayıptan sonra pazarlık tipik olarak, kişi ölmeden önce yaptığınız veya yapmadığınız şeylerle ilgili pişmanlıklara odaklanan “keşke” ifadelerini içerir.

 

  1. Evre – Depresyon: Bu evre kişinin gerçekleri kabullenmeye en yakın olduğu haldir. Kayıpla tamamen yüzleşmiştir, kaybın geri gelmeyeceği gerçeğini görmüştür. Bu durum kişide yoğun bir çöküntü, mutsuzluk, içine kapanma gösterirken, kişide iştah problemleri, uyku problemleri görülebilir.

 

  1. Evre – Kabullenme: Kişi, artık durumu sindiriyordur. Bu evrede, yas tutan kişi hayatın devam ettiğini ve gelecek hakkında yapması gerekenler olduğunu bilir. Son evre olan kabullenme evresinde, kişi sosyal çevresiyle tekrar iletişim kurar.

 

Peki psikolojinin temel kuramlarından biri olan psikodinamik yaklaşım yas hakkında ne der?

Freud, psikolojide yas tutmayı sadece sevilen bir nesnenin veya kişinin kaybı olarak değil, aynı zamanda kişinin ülkesini, ideallerini veya evini kaybetmesi olarak kavramsallaştırdı, ki bu yas çalışmaları için önemli bir adımdı. Ayrıca, yas bir hastalık değildir, ancak bazı insanlar yine de yas süresinde hastalanırlar. Freud, nedenini anlamaya çalışan ilk kişilerden biriydi. 1917’de Sigmund Freud en önemli klinik çalışmalarından birini olan ‘’Yas ve Melankoli’’ yi yayınladı (Berzoff, 2003), bu eserde özellikle insanların strese ve zorlanmalara dayanma ve kişisel çabayla zorlukların üstesinden gelme yeteneğine güvenmemiz gerektiği vurgusu vardı; bu da yasın insan yaşamında doğal bir süreç olduğunu anlatan bir söylemdi.

O halde, unutulmamalıdır ki, yas kişisel bir deneyimdir. Süresi, yoğunluğu, bahsedilen evrelerde geçirilen süre kişiden kişiye değişebilir ancak sağlıklı bir mental sağlık için yasın patolojik bir deneyim olmadığı ve her deneyimlenen duygular fark edilmeli ve bu farkındalıkla yaşanmalıdır.

Kaynaklar:

    • Bonanno, G. A., & Kaltman, S. (2001). The varieties of grief experience. Clinical psychology review21(5), 705-734.
    • Rueth, T. W., & Hall, S. E. (1999). Dealing with the anger and hostility of those who grieve. American Journal of Hospice and Palliative Medicine®16(6), 743-746.
    • Kübler-Ross, E. (2010). pg: 47-119, ÖLÜM VE ÖLMEK ÜZERİNE.
    • Berzoff, J. (2003). Psychodynamic theories in grief and bereavement. Smith College Studies in Social Work73(3), 273-298.
WhatsApp'tan Yaz!
Merhaba 👋

Size nasıl yardımcı olabiliriz?