Yemeğin Psikopatolojisi

“Fiziksel Görünüş”ün öneminin günden güne arttığı bir zaman dilimi içerisindeyiz. “Fit” bir fiziksel görüntüye ulaşma yolunun beslenme alışkanlıklarımızı değiştirmek olduğunu düşünmeye başladık. Her gün acaba kilo mu aldım, vücudumda fazlalık mı var diyerek spor salonlarında günümüzü tüketmeye, önümüze gelen tabaklarda kalori hesaplamalarıyla beraber yaşıyoruz. Kendimizi yemekten kısarak zayıf ama sağlıksız görünüşlerimizle doyurmaya çabalıyoruz. Bu “fazlalıklar”ı hesaplarken düşüncelerimizin de fazlalaştığı, bunun takıntı hatta ileri seviyelerde ruhsal bozukluk haline geldiğini görebiliyor muyuz ?

Bu bozukluklardan en sık karşılaştığımız Anoreksiya Nervosa ve Bulimia Nervosa yaygın görülen yeme bozukluklarıdır. Herkeste görülebileceği gibi sıklıkla ergenlik çağındaki bireylerde rastlanır çünkü ergenlik fiziksel değişimin gözle görülür olduğu ve ergenin kendisi üzerinde uğraşlarının arttığı bir geçiş dönemidir. Tahmin edilebileceği üzere diğer bir sıklık grubu ise kadınlardır. “Kadınların güzel bir vücuda sahip olması gerekliliği” düşüncesi ve toplum içerisinde kadın vücudunun ön planda tutuluyor olması kadınların yemek ile aralarındaki ilişkiyi önemli derecede etkiler.

Her iki hastalığında yemeye ve kendini doyurmaya yaklaşımı birbirinden farklıdır. Örneğin, anoreksiye sahip kişiler kilo vermek için yemeyi ciddi şekilde azaltır, daha zayıf olmak isterler ve kilo almaktan korkarlar. Bulimia’da ise periyodik olarak aşırı yemek yeme ve ardından kusma gözlemlenir. Yeme bozukluğuna sahip bireylerin fiziksel özelliklerinden ve vücutlarından sürekli bir huzursuzluk ve rahatsız halinde oldukları dışarıdan bile gözlemlenebilir.

Tek Tek Yakından Bakalım…

Yeme bozukluklarına farklı psikopatolojik perspektiflerden bakabiliriz. Genel olarak psikanalitik anlayış bir bireyin anneyle olan ilişkisi üzerinden anneden yeterince duygusal besin alamamış olmasına vurgu yapar. Bebeğin bedeni ve annenin bedeni ilk iletişimlerin oluştuğu tek somut aracı olarak kabul edilebilir.Yaşamın ilk aylarında bebek kendi bedeni ve annesinin bedenini ayırt etmeyi yavaş yavaş öğrenecektir. Melanie Klein tarafından ‘depresif’ olarak tanımlanan bu konumundan itibaren anne gerek anlamada öteki olarak algılanacaktır. Freud tarafından öznel gelişimin bir destekleyicisi olarak sunulan meşhur doyum deneyimi karşılıklı olduğu noktada ortaya çıkmaktadır. Annesel doyum bebeğinkini mümkün kılmaktadır ki bu, anoreksiya kliniğinde bebekte tam tersi olarak gözlemlenir. Sonuç olarak bebeğin doyumu annesininkini kapsar, aksi durumlarda patoloji oluşturur. Bilişsel davranışçı yönelim ise bir durumu değerlendirme biçimine bağlı olarak farklı duygular ve davranışlar yaşanacağı kuramına dayanır. Yeme bozukluklarında yeme davranışı, biçim ve ağırlık ile aşırı zihinsel uğraşı söz konusudur ve bunun üzerinde çalışılır. Sorun olan düşünceler ve tutumlar incelenir ve değiştirilir. Bunlara ek olarak, hem diyet yapma eğilimini azaltmak, hem de biçim ve ağırlığa ilişkin düşünceleri değiştirmek için davranışçı yöntemler uygulanır.

Anoreksiyanın da diğer psikolojik zorlantılar gibi birçok farklı duygusal, davranışsal ve fiziksel semptomları vardır. Buradaki dikkat edilmesi gereken husus; anoreksiyanın vücuttaki fiziksel belirtileri şiddetli ve hayati boyutta olabilir. Ciddi kilo kaybı, uykusuzluk hastalığı, kabızlık, sürekli halsizlik ve yorgunluk, baş dönmesi ve bayılma, kuru ve sarımsı sağlıksız cilt görüntüsü, soğuğa tahammülsüzlük ve düzensiz kalp atışı bu semptom ve belirtilerin bazılarıdır. Etrafınızdaki kişilere yakından bakarsanız, anoreksiyaya sahip kişilerde öğün atlama ve yedikleri hakkında yalan söyleme yaygın olarak görülür. Vücutları hakkında olumsuz söylemlerde bulunmaya ve vücutlarını beğenmedikleri için gizlemeye yatkındırlar. Vücutları açığa çıkaran kıyafetlerden ve ortamlardan kaçınırlar. Bu nedenle bu kişilerde zayıf özgüven, sinirlilik, sosyal izolasyon, depresyon ve kaygı yaygın olarak gözlemlenir.

Bulimia da ise aşırı yeme döngülerine bağlı olarak yediklerini çıkarma görülür. Bulimia aşırı yemek yedikten sonra düzenli kusmaya neden olur. Bulimiaya sahip kişiler yiyeceklerle sağlıksız ilişki kurarlar bu sebeple ani ve aşırı yeme dönemlerinden sonra tükettikleri kaloriler için endişe duyup kusarlar. Kilo alımını önlemeye yönelik aşırı davranışlar sergilerler. Bulimia bireylerde sebepsiz kaygıya yol açar çünkü yeme davranışları kontrolden çıkmıştır. Anoreksiyada olduğu gibi bulimianin da birçok duygusal, davranışsal ve fiziksel semptomları vardır. Önemli miktarlarda artan ve azalan kilo, çatlamış dudaklar, kanlı veya damarlı gözler, eklemlerde kusmaya bağlı oluşan patlaklar ve yara izleri, diş minesinin aşınmasına bağlı olarak ağız hassasiyeti bazı fizyolojik bulimia belirtileridir. Bu hastalığa sahip bireyler dış görünüşleri hakkında sürekli endişe duyarlar bu sebeple hastalık ilerledikçe duygusal semptomlar artabilir. Duygusal semptom dediğimizde ise zayıf özgüven, sinirlilik, değişken ruh hali, sosyal izolasyon, depresyon ve kaygıyı bu bireylerde sıklıkla görebiliriz.

Nereden Kaynaklanıyor ve Neler Yapılabilir?

Birçok uzman, bu hastalıkların karmaşık biyolojik, psikolojik ve çevresel faktörlerin bir kombinasyonundan kaynaklanabileceğine inanmaktadır. Her rahatsızlıkta olduğu gibi genetik önemli bir faktördür. Bir aile üyenizde yeme bozukluğu varsa sizin de yatkınlığınız görülebilir. Fakat genetik etkisini belirlemek için daha fazla araştırmaya ihtiyaç vardır. Travma yaşayan veya anksiyete, depresyon gibi zihinsel sağlık sorunları olan kişilerde yeme bozukluğu görülme ihtimali daha yüksektir. Stres ve düşük özgüven ve öz benliğe duyulan sevgi ve saygı da bu eğilimi etkiler. Öte yandan toplumsal baskılar ve toplumun kişilere uyguladığı gerçek dışı güzellik kalıpları da bireyleri strese sokup psikolojik olarak yormaktadır. Yeme bozukluğu semptomlarını gösteren bireyin en kısa zamanda profesyonel tıbbi doktor ve psikolojik destek yardımı alması gereklidir. Birey, bir psikoterapi sürecinden geçerek ve gerekli durumlarda da psikiyatri desteği ile bu zorlukları aşabilir. Bu alanda yapılan araştırmalar incelendiğine de; etkin ve sürekli verilecek yeterli-dengeli beslenme eğitimleri hatalı alışkanlıkların, davranışların değiştirilmesine, insanın sağlığını tehdit eden sorunların ve uygulamaların önlenmesine, edinilen bilginin tutuma dönüşmesini sağlar.

Duygusal Açlık İçerisinde Olabilir Miyiz?

Duygusal yeme negatif duygularla başa çıkmada psikolojik bir destek olarak kabul edilmektedir. Bununla beraber, duyguları tanımlamada ya da algılamada zorluk yaşanması tıkınırcasına yeme ataklarını tetikleyebilmektedir. Bireyler duygularını yoğun bir şekilde yaşarken, duygularının gerçekte ne anlama geldiğini belirlemekte zorlanırlarsa, bu duygu durumu ile baş edemeyeceklerini düşünebilirler. Örneğin “kendimi kötü hissediyorum’’ cümlesi daha genel bir ifade iken, “kendimi endişeli hissediyorum ve utanç duyuyorum’’ cümlesinde duygular daha ayrıntılı ifade edilmiştir. Eğer, bireyler duygularını ifade etmekte zorlanırsa, yaşadıkları rahatsızlık verici durumdan, dikkatini besinler aracılığı ile dağıtarak kaçınma davranışı sergileyebilmektedirler. Her iki durumun temelinde bireyler içinde bulundukları temel duygu durumunu tanımlamakta güçlük yaşamakta ve duyguları yönetmenin bir yolu olarak aşırı yeme ya da yememe davranışı sergilemektedirler. Aneroksiya nervoza’da daha çok olumsuz duygulardan kaçınma, bulimia nevroza da ise duygusal farkındalığın azalmasına bağlı oluşan bir yeme tutumu söz konusudur. Bu durum obezite de benzer bir problem oluşturuyor. Sıklıkla gözlenen psikolojik davranışlar olarak; dürtüsellik, düşük öz değerlilik, vücut şeklinden hoşnut olmama, mükemmeliyetçi tutum ve disinhibisyon (utanma ve mahcup olma duygusunun kaybı) görüyoruz. Obez kişiler zayıf olanlara göre daha dürtüsel davranış modelleri sergileyebilmektedir. Dürtüsel kişiler, yeme davranışı üzerindeki kontrollerini sağlayamadıklarını bunun yanı sıra lezzetli ve yüksek enerjili besinlere karşı ilgilerinin daha fazla olduğunu belirtmişlerdir. Yapılan bir çalışmada şişman bireylerde negatif duyguların zayıf bireylerde ise pozitif duyguların varlığında duygusal yemenin arttığı saptanmıştır.

Tüm bu tablo bize genel olarak insanların “doymak” konusunda nasıl ve ne şekilde zorluk yaşadıklarını gösteriyor. Aç olan midemiz değil, zihnimizin içerisindeki hiç doymayan düşüncelerimiz ve duygularımız…

Film Önerileri 

  • My Skinny Sister (Min Lilla Syster) (2015)
  • To The Bone (2017)
  • Perfect Body (1997)
  • Thin (2006)

Melis Kısmet

Havva Nur Kan