İstanbul, Şişli – Gayrettepe

Antalya

Toplumsal Bölünme ve Ötekileştirme: Psikanalitik Bir Bakış

İçindekiler

“Taşıyamadığımız duygular sadece içimizde değil; sistemlerde, ideolojilerde ve ötekileştirdiklerimizde dolaşıyor.”

“Kendimizden kaçarken birbirimize çarpıyor, sonra bu çarpışmalarla parçalara ayrılan bir topluma dönüşüyoruz.”

Bu yazı, bir toplumun nasıl parçalandığını psikanalitik gelişim süreçleri üzerinden ele alıyor. Bireysel çatışmaların toplumsal kutuplaşmayı nasıl beslediğini ve politik sorumluluk eksikliğinin bu yaraları nasıl derinleştirdiğini inceliyor.

Düşünce ve Simgeleştirme Kapasitesi

Toplumların bölünmesini anlamak için öncelikle düşünce ve simgeleştirme kapasitesine bakmak gerekir.

• Düşünme kapasitesi sınırlı bireyler dünyayı yalnızca iki boyutlu algılar. Belirsizlikle karşılaştıklarında merak yerine kaygı devreye girer.

• Bu kişiler, grupları “bizden olanlar” ve “olmayanlar” diye ayırma eğilimindedir.

• Güç arayışındaki liderler de en çok bu zihinsel bölünmeden destek bulur.

Simgeleştirme kapasitesi, bireyin içsel yaşantılarını anlamlandırma becerisidir. Erken çocukluk deneyimlerinde gelişir. Örneğin, bebek annenin yokluğunu ilk kez yaşadığında büyük bir boşluk hisseder. Anne geri döndüğünde, bu kaygı güvene dönüşebilir. Bu döngü tekrarlandıkça belirsizlik anlamlandırılabilir hâle gelir.

Bion’un Düşünce Kuramı

Wilfred Bion, düşüncenin kaynağını “taşınamayan yaşantılar” olarak tanımlar.

• Ham yaşantılara “Beta elementleri” adını verir.

• Bakımveren bu duyguları dönüştürüp çocuğa geri verebildiğinde “Alfa işlevi” oluşur.

• Böylece çocuk duygularını düşünceye dönüştürmeyi öğrenir.

Bu süreç sekteye uğradığında duygular düşünceye değil, eyleme dönüşür. Toplumsal düzeyde de bu durum farklılıkların merak edilmesi yerine ötekileştirme ve kutuplaşma olarak karşımıza çıkar.

Klein ve Projektif İdentifikasyon

Melanie Klein’a göre, simgeleştirme kapasitesi gelişmediğinde birey içindeki parçaları böler ve ötekine yansıtır.

• Değersizlik, kıskançlık, öfke gibi duygular ötekine projekte edilir.

• “Benim içimdeki kötüye dayanamıyorum, kötüyü sen yapıyorsun” mekanizması devreye girer.

• Bu süreç yalnızca bireyler arasında değil, toplumlar arasında da işler.

Toplum, kendi bastırdığı şiddeti ve çaresizliği bir gruba yükler. Bu grup artık yalnızca farklı değil; “kötülüğün taşıyıcısı” hâline gelir.

Kapsanamayan Halk Parçalanır

Sağlıklı bir toplumda liderler, halkın taşıyamadığı duygulara alan açmalı ve onları dönüştürmelidir.

Ancak politik aktörler bu yükleri taşımak yerine halka geri yansıttığında, toplumsal bölünme daha da derinleşir. Kendi duygusunu taşıyamayan bir lider, başkası için taşıyıcı olamaz.

Sonuç: Toplumun Onarımı Nereden Başlar?

Bir toplumun bölünmesi, aslında bir bireyin bölünmesiyle başlar. İçimizde taşıyamadığımız parçaları başkasına yansıttığımızda, ötekini değil, kendimizde yüzleşmekten kaçtığımız kısımları dışlıyoruz.

Toplumsal düzeyde bizi bir arada tutacak en güçlü şey, düşman üretmek değil; duygu taşıyıcılığını paylaşmaktır. Onarıcı liderlikler, kolektif yapılar ve birbirini anlamaya çalışan topluluklar, hem bireylerin hem de toplumların iyileşmesini mümkün kılacaktır.

Yazan: Klinik Psikolog Nurefşan Yalçın

Diğer Yazılarımız

Anksiyete Bozukluğu Nedir? Genel Tanım ve Türleri Anksiyete bozukluğu, bireyin günlük yaşamını olumsuz etkileyen, aşırı ve kontrol edilmesi güç kaygı, endişe ve

Yeme davranışlarında ortaya çıkan değişimler çoğu zaman yalnızca fiziksel değil, duygusal bir mesaj taşır. Çocuğunuzun yeme biçimi; kaygı, stres, baskı, öz-değer kırılganlığı

Çift Terapisi Nedir? Çift terapisi, romantik ilişkilerde yaşanan iletişim, güven, bağlılık, çatışma ve uyum sorunlarını ele alan bir psikoterapi türüdür. Bilimsel olarak,

Günümüzde birçok insanın dijital ötekilere özellikle anında yanıt veren yapay zekâ sistemlerine yöneldiği görülüyor. Bu yönelim, yüzeyde teknolojik bir kolaylık gibi görünse
Instagram