“Taşıyamadığımız duygular sadece içimizde değil; sistemlerde, ideolojilerde ve ötekileştirdiklerimizde dolaşıyor.”
“Kendimizden kaçarken birbirimize çarpıyor, sonra bu çarpışmalarla parçalara ayrılan bir topluma dönüşüyoruz.”
Bu yazı, bir toplumun nasıl parçalandığını psikanalitik gelişim süreçleri üzerinden ele alıyor. Bireysel çatışmaların toplumsal kutuplaşmayı nasıl beslediğini ve politik sorumluluk eksikliğinin bu yaraları nasıl derinleştirdiğini inceliyor.
⸻
Düşünce ve Simgeleştirme Kapasitesi
Toplumların bölünmesini anlamak için öncelikle düşünce ve simgeleştirme kapasitesine bakmak gerekir.
• Düşünme kapasitesi sınırlı bireyler dünyayı yalnızca iki boyutlu algılar. Belirsizlikle karşılaştıklarında merak yerine kaygı devreye girer.
• Bu kişiler, grupları “bizden olanlar” ve “olmayanlar” diye ayırma eğilimindedir.
• Güç arayışındaki liderler de en çok bu zihinsel bölünmeden destek bulur.
Simgeleştirme kapasitesi, bireyin içsel yaşantılarını anlamlandırma becerisidir. Erken çocukluk deneyimlerinde gelişir. Örneğin, bebek annenin yokluğunu ilk kez yaşadığında büyük bir boşluk hisseder. Anne geri döndüğünde, bu kaygı güvene dönüşebilir. Bu döngü tekrarlandıkça belirsizlik anlamlandırılabilir hâle gelir.
⸻
Bion’un Düşünce Kuramı
Wilfred Bion, düşüncenin kaynağını “taşınamayan yaşantılar” olarak tanımlar.
• Ham yaşantılara “Beta elementleri” adını verir.
• Bakımveren bu duyguları dönüştürüp çocuğa geri verebildiğinde “Alfa işlevi” oluşur.
• Böylece çocuk duygularını düşünceye dönüştürmeyi öğrenir.
Bu süreç sekteye uğradığında duygular düşünceye değil, eyleme dönüşür. Toplumsal düzeyde de bu durum farklılıkların merak edilmesi yerine ötekileştirme ve kutuplaşma olarak karşımıza çıkar.
⸻
Klein ve Projektif İdentifikasyon
Melanie Klein’a göre, simgeleştirme kapasitesi gelişmediğinde birey içindeki parçaları böler ve ötekine yansıtır.
• Değersizlik, kıskançlık, öfke gibi duygular ötekine projekte edilir.
• “Benim içimdeki kötüye dayanamıyorum, kötüyü sen yapıyorsun” mekanizması devreye girer.
• Bu süreç yalnızca bireyler arasında değil, toplumlar arasında da işler.
Toplum, kendi bastırdığı şiddeti ve çaresizliği bir gruba yükler. Bu grup artık yalnızca farklı değil; “kötülüğün taşıyıcısı” hâline gelir.
⸻
Kapsanamayan Halk Parçalanır
Sağlıklı bir toplumda liderler, halkın taşıyamadığı duygulara alan açmalı ve onları dönüştürmelidir.
Ancak politik aktörler bu yükleri taşımak yerine halka geri yansıttığında, toplumsal bölünme daha da derinleşir. Kendi duygusunu taşıyamayan bir lider, başkası için taşıyıcı olamaz.
⸻
Sonuç: Toplumun Onarımı Nereden Başlar?
Bir toplumun bölünmesi, aslında bir bireyin bölünmesiyle başlar. İçimizde taşıyamadığımız parçaları başkasına yansıttığımızda, ötekini değil, kendimizde yüzleşmekten kaçtığımız kısımları dışlıyoruz.
Toplumsal düzeyde bizi bir arada tutacak en güçlü şey, düşman üretmek değil; duygu taşıyıcılığını paylaşmaktır. Onarıcı liderlikler, kolektif yapılar ve birbirini anlamaya çalışan topluluklar, hem bireylerin hem de toplumların iyileşmesini mümkün kılacaktır.
⸻
Yazan: Klinik Psikolog Nurefşan Yalçın