İstanbul, Şişli – Gayrettepe

Antalya

Herkes İçin Düşünen Zihin: İlişkilerde kimin ne yaptığından çok, kimin herkes için düşündüğüne dair

İçindekiler

Bir taraf “Ben elimden geleni yapıyorum ama yine de yetmiyor” der. Diğer taraf “Her şey benim üzerimde” yorgunluğunu taşır. Modern partner ilişkilerinde son zamanlarda en sık karşılaştığımız sahne budur. Dışarıdan bakıldığında çoğu zaman iki tarafın da kendince haklı olduğu görülebilir. Ama mesele genellikle yalnızca oturup konuşularak çözülebilecek bir iletişim problemi gibi işlemez. Daha çok, kaynağı tam olarak adlandırılamayan bir öfke olarak kendisini gösterir.

Bugün çiftler geçmiş kuşaklara kıyasla aile sorumluluklarını çok daha eşit paylaşmaya çalışıyor. Ev işleri bölüşülüyor, çocuk bakımı ortaklaştırılıyor, roller dönüşüyor. Buna rağmen birçok çift kendisini eskisinden daha yorgun, daha kırgın ve birbirine daha öfkeli hissedebiliyor. Son yıllarda sıkça konuşulan “mental load” yani zihinsel yük kavramı da tam olarak bu görünmeyen gerilim alanını tarif etmeye çalışmaktadır.

Çünkü mesele yalnızca bir işi kimin yaptığı değildir. Daha çok, evin, çocuğun ve ilişkinin arka planında sürekli çalışan zihinsel organizasyonun kim tarafından taşındığıyla ilgilidir. Çoğu ilişkide kadın; hatırlayan, planlayan, organize eden, takip eden ve herkes adına düşünen tarafta kalırken erkek genellikle ancak kendisine yöneltilen ihtiyaçlar üzerinden harekete geçmektedir. Buradaki problem yalnızca fiziksel emeğin eşitsiz dağılımı değildir. Asıl mesele, ilişkinin görünmeyen düşünsel yükünün çoğunlukla tek bir zihinde toplanmasıdır.

“Yetmiyor” Diyen Taraf

Pek çok erkek bu noktada gerçek bir kafa karışıklığı yaşar. Söyleneni yapıyor, yardım istendiğinde geliyor, üzerine düşeni üstleniyor ama yine de neden yetmediğini anlayamıyor olabilir. Çünkü ortada elle tutulur bir eksiklik yokmuş gibi görünür. Ev işleri yapılmıştır, sorumluluk alınmıştır, ihtiyaçlar karşılanıyordur. Buna rağmen ilişkide hâlâ dinmeyen bir yorgunluk ve öfke vardır.

Aslında burada karşılaşılan şey yalnızca bireysel bir karakter sorunu da değildir. Birçok erkek başka bir zihni sürekli içeride taşıma, ihtiyaçları önceden fark etme ve ilişkinin düşünsel organizasyonunu üstlenme becerisini geliştirmesine gerek duymadan büyümüştür. Bu yüzden mesele “istememek”ten çok, böyle bir kapasitenin gerekli olduğunun hiç fark edilmemiş olmasıyla ilgilidir.

Buradaki dengesizliğin cinsiyetin kendisinden mi yoksa cinsiyet rollerinin ürettiği bir konumdan mı doğduğunu anlamanın en açık yolu, bu rollerin geçerli olmadığı ilişkilere bakmaktır. Aynı cinsten çiftler üzerine yapılan araştırmalar dikkate değer bir şey gösteriyor. Bu ilişkilerde de zihinsel yük her zaman eşit dağılmıyor; ama kimin taşıyacağı çoğu zaman önceden atanmış bir rol olmaktan çıkıp, ihtiyaçlara ve adalete göre sürekli yeniden müzakere edilen bir şeye dönüşüyor. Yani sorun “erkek olmak” ya da “kadın olmak” değildir. Sorun, taşıyan ve taşınan diye iki konumun var olması ve kadın ve erkeğin olduğu ilişkide bu konumların çoğu zaman konuşulmadan, sanki tabii bir şeymiş gibi dağıtılmasıdır. Mesele cinsiyette değil, bu konumun ne kadar sorgulanabilir kaldığındadır.

Yine de meseleyi yalnızca toplumsal cinsiyet rolleriyle açıklamak yeterli olmayabilir. Burada biriken şey yalnızca iş yükü değildir. Bir noktadan sonra asıl yorgunluk, sürekli herkes için düşünen zihnin kendisinin kimse tarafından düşünülmediğini hissetmesinden doğar.

Taşınamayan Zihin

Winnicott’un “holding” kavramı yalnızca bebeğe sunulan fiziksel bakım değildir. Aynı zamanda insanın zihinsel olarak taşınabilme ihtiyacına dair çok daha temel bir deneyimi anlatır. Bir başkasının sizin yerinize de düşünebildiği, yükünüzü bir süreliğine tutabildiği, sizin sürekli tetikte olmak zorunda kalmadığınız bir alan.

Modern ilişkilerde ise kadın çoğu zaman evi, çocuğu ve ilişkiyi zihninde taşırken kendi zihnini bırakabileceği bir alan bulamamaktadır. Ama burada yalnızca kadının taşınamaması yoktur. Erkek de çoğu zaman bir başkasını zihinsel olarak taşımayı öğrenmemiştir. Çünkü o da çocukluğunda böyle taşınmamıştır. Yani burada birbirinden bağımsız iki problem değil, aynı yapının iki farklı sonucu vardır: Bir taraf sürekli taşımak zorunda kalırken, diğer taraf taşıma kapasitesini hiç geliştirmeden büyümüştür.

Çiftlerin yaşadığı asıl sorun birbirlerine öfkelenmelerinden ziyade, her şey görünürde olması gerektiği gibi ilerlerken bu öfkenin neden ortaya çıktığını adlandıramamalarıdır. Çünkü çocuğun, evin ve ilişkinin zihinsel yükünü taşıyan kişi bir noktada yalnızca yorulmaz, aynı zamanda zihinsel olarak ilişkide tek başına kaldığını hissetmeye başlar.

Görülmek ile Anlaşılmak

Bu yüzden mesele yalnızca görülmek değil aynı zamanda anlaşılmaktır. Bu ikisi aynı şey değildir. Görülmek daha duygusal bir ihtiyaçken, anlaşılmak başka bir zihni kavrayabilme kapasitesini gerektirir. Anlaşılmak, karşıdaki zihnin yalnızca konuştuğunda değil, sustuğunda da var olduğunu ve durmadan işlediğini kabul etmektir. Kadın çoğu zaman yalnızca “beni gör” dememektedir. Daha çok, “Neyi taşıdığımı, neyi düşündüğümü, neden sürekli tetikte kaldığımı anla” demektedir.

Üstelik burada ikinci bir yük daha vardır. Kadın yalnızca evi ve ilişkiyi taşımakla kalmaz; kendi iç dünyasını da sürekli karşı tarafa tercüme etmek zorunda kalır. Neden yorulduğunu, neden kırıldığını, neden yalnız hissettiğini tekrar tekrar anlatmak durumunda kalır. Bir süre sonra insan yalnızca yük taşımaktan değil, sürekli kendisini açıklamak zorunda kalmaktan da yorulur.

Buradaki gerilimi artıran şeylerden biri de zihinsel emeğin doğası gereği görünmez olmasıdır. Babanın üstlendiği sorumluluklar genellikle daha somut ve dışarıdan gözlemlenebilir yapıdayken; annenin taşıdığı yük daha çok önden düşünme, planlama, hatırlama ve duygusal takip üzerinden işler. Oysa anlamak dediğimiz şey tam da burada başlar: Hatırlatılmadan hatırlayabilmek, ihtiyaç ortaya çıkmadan önce düşünebilmek ve başka bir zihnin sürekli orada olduğunu içeride taşıyabilmek. Bunlar romantik jestler değil, öğrenilebilir bilişsel kapasitelerdir. Ama önce böyle bir kapasitenin var olduğunun ve ilişkilerin yalnızca görev paylaşımıyla değil, zihinsel paylaşmayla da kurulduğunun fark edilmesi gerekir.

Kapasite Nasıl Gelişir

Bu nedenle çiftlerin asıl meselesi çoğu zaman görev listelerinden ziyade kapasitedir. Zihinsel yük tabloları hazırlamak ya da işleri eşit dağıtmaya çalışmak tek başına yeterli olmayabilir. Çünkü o tabloyu kuran zihnin kendisi hâlâ aynı kişiye ait olabilir.

Peki başka bir zihni içeride taşıma kapasitesi nasıl gelişir. Bunun bir talimat listesi yoktur, çünkü “bana ne yapmam gerektiğini söyle” demek bile düşünme işini yine karşı tarafa bırakmak anlamına gelir. Kapasite daha çok, sorulmadan merak etmekle başlar. Bugün nelerin hatırlanması gerekiyordu, neyin takip edilmesi gerekiyordu, bütün bunları kim düşündü. Bir alanın yalnızca yapılan kısmından değil; sorusundan, takibinden ve sonucundan da sorumlu olmak, o alanı zihinde sürekli açık tutmayı zorunlu kılar. Yardımcı olmakla bir işin zihinsel sahibi olmak farklı şeylerdir ve bu kapasite ancak ikincisinde gelişir.

Bunun bir de kadın tarafı vardır. Devredilen şey ilk başlarda çoğu zaman eksik ya da farklı yapılacaktır. Her seferinde geri alıp düzeltmek, kapasitenin gelişeceği alanı kapatır. Buradaki güven, işlerin kusursuz yapılacağına duyulan güven değildir. Yükün gerçekten paylaşılabileceğine, tek başına taşınmak zorunda olmadığına yavaş yavaş inanabilmektir.

Çiftin ortak işi tam da burada başlar. Aksi halde kadın yalnızca görülmediği için değil, ilişkide hep tek başına düşünmek zorunda kaldığı için yorulmaya da devam edebilir.

Yazan: Psikolog Nursena Kece

Klinik editör ve kavramsal çerçeve: Klinik Psikolog Melis Kısmet

https://www.instagram.com/butunpsikoloji

Diğer Yazılarımız

Çift terapisinin kimler için olduğu ve genel faydaları sıkça gündeme gelen sorulardır; bu konulara kapsamlı bir bakışı “Kimler Çift Terapisine Gitmeli?” yazımızda

Online psikoterapi, teknolojinin sağladığı olanaklarla terapinin çeşitli dijital platformlarda gerçekleşmesini sağlayan bir hizmet. Pandemi sonrasında daha geniş kitlelerce bilinir hâle geldi ve

Aldatma, ihmal, sürekli şüphe ya da küçük güven kırılmaları… İlişkide güven sarsıldığında pek çok kişi aynı soruyu sorar: “Bu güven yeniden kurulabilir

Terapi süreci, çoğu kişi için aklındaki ilk soru ile başlar: “Acaba bu konularda terapi gerekir mi?” Sonrasında doğru terapisti seçmek, ilk seansta

Instagram