sinirlar-merak-ve-cesaret-uzerine

Yağmur yağıyor, ıslanmamak için şemsiyemi açmalı mıyım? Kararsızım. Yağmurun bende hissettirebileceklerinden korkuyorum. “Meraksız” bir tavırla şemsiyemi açıyorum.

Yazmak sınırlamaktır. Bu yazının ne hakkında olacağını düşündüğüm andan itibaren onu sınırlamaya kalkıştım ve başlıkta yazan üç meselenin kapsadığı alanda bir oyun oynamaya karar verdim.

            Yazımı sınırladığım gibi yaşamın kendisini de sınırlayabilir miyim? Pek sanmıyorum çünkü özünde yaşamdaki her buluşma yeni bir karşılaşmadır. Başka bir deyişle tanı(ma)dığımız insanlarla her an yeniden karşılaşır, yeniden tanışırız. Sonsuz sayıdaki dinamiğin bir matriks içinde ufak bir sekansa sığmış hali gibi. Oldukça belirsiz, yoğun, şüphe dolu ama bir o kadar da hayatın kendisine dair. Belki de ötekini dinlemek tam da bu yüzden estetik bir şey. Tıpkı şu an bu satırları bir ötekinden dinlediğiniz gibi.

Ötekini anlamak, ötekiyle bağ kurmak merak kıvılcımıyla başlıyor. Ne de olsa sevmenin zıttının nefret değil de kayıtsızlık olmasından söz etmezler mi? Ufak bir meraktaki yatırımımız, örneğin Ne yapar neyle meşgul oluyor? bir süre sonra kendimize de dönmeye başlıyor gibi; Ötekine neden öfkelendim? Ötekiyle nasıl bu kadar güvende hissediyorum? İşte tam olarak bu noktada iki tür cesaretten bahsedebiliriz.

İlk olarak merak edilen ötekine, bizi merak etmeme gücü veririz. Bir nevi “Ben seni merak ediyorum bu yüzden beni yaralayabilirsin” demiş olmuyor muyuz? İkinci olarak ötekini merak etmek kendimizde de merak ettiğimiz taraflara işaret edebileceği için kendimizle karşılaşma cesareti de söz konusudur burada. Ötekiyle konuşurken gerçekten ötekine mi konuşuyoruz? Ne de olsa kendimizi aynaya baktığımızda değil; ötekinin gözünde görmez miyiz? Soru sormaya oldukça istekli tarafımı susturmakta zorluk çekiyorum: Sahi tüm aynalar yalancı mıdır?

Sınırlar, merak ve cesareti bir oyunun üç aktörü olarak hayal edersek terapi odasının zihnimizde canlanması pek olasıdır. Evet sınırlar vardır; çerçeveden, süreden, yasaklardan bahsedebiliriz. Evet merak vardır; terapistin danışanını merak etmesi beklenir. Son olarak cesaret de vardır; odanın her iki oyuncusu da ötekinin ve benliğin farklı taraflarını keşfetme cesareti gösterirler. Yaşamın, oyunun ve terapinin paydaşlığı göz kırpıyor gibidir: Hangi oyuncu ne zaman söze girecek?

Yağmur yağıyor, merak ediyor ve şemsiyemi kapatıyorum. Tabi ki fazla ıslanırsam hasta olacağımı bilerek.

Ne de olsa meraklılar yaşamları boyunca en az bir kere ıslanmamışlar mıdır?

 

Yazan: Klinik Psikolog Mustafa Fatih Boluvat

WhatsApp'tan Yaz!
Merhaba 👋

Size nasıl yardımcı olabiliriz?