İstanbul, Şişli – Gayrettepe

Antalya

Terapide Sevdiklerimizi Konuşmak, Sevgiyi Riske Atmak Üzerine

İçindekiler

Bir seansa gitmek istemediğinizi fark ettiğiniz bir an olmuştur belki. Nedenini tam olarak adlandıramadığınız, sadece “bugün olmasın” dedirten bir isteksizlik. Ya da tam tersi, hafta içinde aklınıza gelip duran bir cümleyi seansta söylemek üzereyken birden vazgeçtiğiniz bir an. Bu anlar çoğunlukla önemsiz görünür ve geçiştirilebilir fakat bu süreçte bizimle ilgili bir şeyler anlatan önemli bir parça olabilir.

Terapi süreci çoğu zaman kendi isteğimizle geldiğimizi varsaydığımız bir adımla başlar. Elbette kendimize dair bir yanımız seanslara devam ederken orada olmayı ister. Fakat sürecin bazı zamanlarında, özellikle de dünyamızda doğru olduğuna inandığımız inançlarımızın, hayat görüşlerimizin ve kendimizi konumlandırma biçimlerimizin sarsılmaya başlamasıyla birlikte işler değişir. Bilinçdışına doğru gitmek, kendimize bile söylemekte güçlük çektiğimiz şeylerle sesli bir şekilde yüzleşmek kolay değildir. Tam da bu noktada şu soru belirir: terapiye kim için gidiyoruz, terapiyi kim için bırakıyoruz? Bu sorunun yanıtı, çoğu zaman bilinçli benliğimizin dışında, bize yakın olan ve hakkında konuşmakta zorlandığımız kişilerle olan bağımızda saklıdır.

Odaya Bizimle Birlikte Gelenler

Yalnızca kendimizi dahil ettiğimizi düşündüğümüz bu süreç, aslında duygusal olarak yakın hissettiğimiz diğer insanları da içinde barındırır. Onların söylemleri, içselleştirdiğimiz temsilleri ve onlarla kurduğumuz ilişkiler de bizimle birlikte terapi odasına gelir. Peki bu süreçte onların rolü nedir?

Genellikle yaşamımızı sürdürürken duygusal olarak yakınlık duyduğumuz ve ruhsal yatırım yaptığımız insanlar bizim için güçlü bir kaynak oluştururlar. Zihnimizde onlara dair zaman zaman olumsuz düşünceler ya da duygular belirse bile bunları sesli bir şekilde dile getirmek, hele de bir başkasına söylemek, oldukça zordur. Çünkü bu noktada yalnızca kendimize yaklaşmayı değil, aynı zamanda onlardan bir ölçüde uzaklaşmayı da göze almamız gerekir. Bu süreç cesaret gerektirir. Kendini duyabilme cesareti. Kendini kapsayabilme cesareti. Ne kadar onların zihniyle kendi zihnimizin ayrı olduğunu rasyonel olarak bilsek de bunun her zaman böyle yaşanmadığını fark ederiz. Onlara dair duymak istemediğimiz şeyleri söylemeye başladığımız anda o kadar da ayrı olmadığımız ortaya çıkar. Kendimizi algılama biçimimizin ne kadar onların bakışıyla örüldüğünü görmeye başlarız. Belki de onların süreçteki rolünü belirleyen de biraz buralardır.

Terapiste ya da Çerçeveye Yönelen Duygular

Kimi zaman terapiyi bırakma isteği, aslında sevdiklerimize dair söylenemeyenin başka bir odağa taşınmış halidir. Onlara dair hissettiğimiz bastırılmış duygular ve bilmek istemediğimiz düşünceler terapi ilişkisi içinde yeniden ortaya çıkabilir. Bazen terapiste yönelir, bazen terapi çerçevesine yönelir. “Ben artık sürece devam etmek istemiyorum.” cümlesi de kimi zaman yalnızca terapiye dair değildir. Bazen söylenmesi zor olan başka bir şeyin ifadesidir. Çünkü yalnızca kendi zihnimizle olduğumuzu varsaydığımız o odada, bir başkasını artık eskisi gibi sevememek ya da onun bizi eskisi gibi sevmeyeceği ihtimaliyle karşılaşmak ruhsal olarak oldukça zorlayıcı olabilir.

Sevilmeme İhtimaliyle Yüzleşebilmek

Asıl zor olan ise sevilememe ihtimaliyle baş edebilmektir. Sevebilme kapasitesini güçlendirmek, özellikle psikanalitik psikoterapilerde sürecin önemli amaçlarından biridir. Bununla birlikte sevilmeme ihtimaliyle yüzleşebilmek de bu sürecin bir başka durağı olarak düşünülebilir. Annenin bir bakışı ya da yakın bir arkadaşın mesajı artık bambaşka bir anlam kazanmaya başlayabilir. Daha önce fark edilmeyen duygular görünür oldukça bunlara katlanmak da zorlaşabilir. Bu anlamda evet, onlar terapi odasının içinde değillerdir. Fakat kendimizi algılama biçimimiz onlara karşı hissettiğimiz duygulanımlarla iç içe olduğu için, onların içimizdeki temsilleri terapi odasında bizimle birlikte var olmaya devam eder.

Terapi odasının içinde, aslında hiç davet edilmemiş ama hep orada olan bu isimsiz konuklarla birlikte oturmayı öğrenmek, sürecin kendisi kadar zaman alan bir iştir. Bu, sevilme ihtimalini yeniden inşa etmekten çok, sevilmeme ihtimaliyle birlikte var olabilmeyi öğrenmekle ilgilidir. Bu tanımayı taşıyabilecek bir zemin ancak yeterince güvenli ve yeterince sabırlı bir ilişkide kurulabilir.

Diğer Yazılarımız

Kapitalizm Seans Odasında Üç Sendromun Klinik İzi Anksiyete, yalnızlık, depresyon, tükenmişlik deneyimleri kişilerin seans odasına en sık getirdiği anlatıları oluşturuyor. Tüm bu

Bir taraf “Ben elimden geleni yapıyorum ama yine de yetmiyor” der. Diğer taraf “Her şey benim üzerimde” yorgunluğunu taşır. Modern partner ilişkilerinde

Çift terapisinin kimler için olduğu ve genel faydaları sıkça gündeme gelen sorulardır; bu konulara kapsamlı bir bakışı “Kimler Çift Terapisine Gitmeli?” yazımızda

Online psikoterapi, teknolojinin sağladığı olanaklarla terapinin çeşitli dijital platformlarda gerçekleşmesini sağlayan bir hizmet. Pandemi sonrasında daha geniş kitlelerce bilinir hâle geldi ve

Instagram