Pandemi Olmamış Gibi Bir Normal Mümkün Mü?

Pandemi ve Virüs Bize Ne Anlatıyor?

Her yıkım gücü kuvvetli yaşantı, yıllar hatta on yıllar sonra ortaya çıkan büyük ölçekli değişimlere neden olabilir. Bu yaşantı beklenmedik, uzun süreli ve etki alanı geniş olursa aynı COVID-19 salgını gibi, iyi-kötü, olumlu-olumsuz bir değişime neden olma potansiyeline sahiptir. Mevcut sosyal, teknolojik, politik ve ekonomik değişkenlerin hepsi psikoloji ile birleşerek “değişim” üretmektedir. Bu anlamda yıkıcı olayların değişimi katalize ettiğini, hızlandırdığını ve bir yöne doğru ittiğini söyleyebiliriz. Bireysel deneyimlerimiz, şimdi ve daha sonra o deneyime cevap verme şeklimiz ve varolan psikolojik sermayemiz değişimi nasıl deneyimleyeceğimizde büyük rol oynar.

Bu dönemde tüm eğilimler, küreselden yerel olana, dünyanın genişlemesinden ziyade dünyanın küçülmesine kadar ters yönde büyük çaplı değişime işaret ediyor. Sosyal uzaklaşma ve izolasyon halimiz bu süreçteki kaygının getirdiği anlamlı tedbirlerken haliyle yaşamımızı sınırlayan,daraltan bir fonksiyon da üstlendiler. Bu sınırlar bazıları için özgürlüklerin kısıtlanması anlamına geldi, bazıları içinse zorunda olduklarını hissettikleri hareketli sistemin dışında yavaşlama imkanı sağladı. Kimimiz bu belirsizlik içerisinde artan kaygılar ile mücadele ediyoruz, kimi zaman edemiyoruz. Kimimiz bu salgın sürecinde ve sonrasında, psikolojik olarak zorlandığımız travmatik olaylardan sonra kırılabiliyoruz.

Salgın Travması Sonrasında Bizi Neler Bekliyor?

Psikologlar ve bu alanda çalışan diğer ruh sağlığı uzmanları COVID-19 salgınının veya bu gibi zor dönemlerin nasıl deneyimlendiğine bağlı olarak “Travma Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB)”na yol açabileceğini söylemektedirler. Stres ve sıkıntıyı yönetmek veya yönetememek geçmiş travmalarla birleştiğinde ileri dönemler için ruh sağlığını belirleyici bir rol oynamaktadır. Yönetmekten kastımızın kaygıyı, stresi hissetmemek anlamına gelmediğini unutmayalım. Bu duyguların varlığı dünyayı anlamlandırmamız ve kendimizi korumak ve konumlandırmamız için gayet önemlidir. Pandeminin bize duyurduğu sözler; “kendi kendine yeterlilik, tetikte kalma ve bireysel ve sosyal sorumluluk”tur. Haliyle normalleşme sürecine dair de beklentimiz kaygılanmamak, böyle bir yaşantı gerçekleşmemişcesine var olabilmek değil, bu yeni yaşantıyı da öykümüze kattığımızda dünyayı doyurucu ve anlamlı kılabilmeye çalışmaktır. Bu süreçteki psikolojik deneyimlerimiz, pandeminin getireceği görünen büyük ölçekli değişimin katalizörü olacak gibi görünmektedir. Yani diğer bir deyişle pandemi sürecinin başka şeyleri etkileyerek bir oluşuma yol açacağını ya da bir olayı, oluşumu hızlandıran bir vasıf taşıyacağını ön görebiliriz.

Normalleşme sürecinde, yaşamın tamamen “normal” e dönmediğini görebiliriz. Riskten kaçınan, dijital olarak işlevselliğini destekleyebilen insanlar ev içerisinde kendilerine sağladıkları güvenliğe geri çekilmeye devam edebilirler. Sürecin daraltıcı ve sınırlayıcı tarafının tükettiği kişiler ise varolabilecek kaygılarının tedbirleri getirdiği bir işleyişle beraber sokaklarda, kurumlarda, hayatın içerisinde daha çok görülebilirler. Salgın sırasında başkalarına yardım etmek için gönüllü olan birçok insan, pandemi sürecinden sonra da hayatlarında yenilenmiş amaç ve anlam taşıyabilirler.

pandemi-olmamis-gibi-bir-normal-mumkun-mu
Émile François Chambon: Sleeper on her back, 1966–1968

Her şey normale dönecek mi? Psikolojik ruh sağlığımız normalleşecek mi?

İnsanoğlunun en büyük güçlerinden biri fiziksel ve duygusal olarak adapte olabilmek becerisidir. Tekrar edelim, adapte olmak kaygılanmamak, sadece olumlu yönleri görebilmek, sürecin kederli yanını yaşamayıp sadece keyifli olabilecek yanları deneyimlemek demek değildir. Bu süreçteki kaygıya da, tedbire de, belirsizliğe de ve sosyal izolasyon gerekliliklerine daha iyi adapte olanların – yani, yeni deneyimlere açık, gerçekçi iyimser ve duygusal olarak istikrarlı olanların – pandemi sırasında ve sonrasında iyi bir şekilde hayat yolunda ilerlemesi daha olasıdır. Herkes bu özelliklere sahip değildir ve bu yetersizlik ya da  zayıflık olarak da tanımlanmamalıdır. Kişilerin bireysel öyküleri ve bu öyküleri nasıl anlamlandırıp içselleştirdikleri bu dönemi ve önümüzdek normalleşme sürecini nasıl deneyimleyeceklerini şekillendirir. İnsanlar iyileştirici ilişkiler, yargılamayan ve anlamaya çalışan bir içe ve dışa bakış hali, kendilerine eşlik edebilecek psikoterapi gibi uygulamalar yoluyla yeni başa çıkma stratejileri keşfederek esnekliklerini artırabilirler.

Koronavirüsün gelecekteki etkileri hala belirsizdir. Ancak önceki salgınlardan bildiklerimize dayanarak, bu pandeminin, bu süreci atlatıp yaşamaya devam eden insanlar üzerinde derin, anlaşılmaya değer psikolojik etkileri olacağını tahmin edebiliriz.

Kaynakça:  The Psychology of Pandemics: Preparing for the Next Global Outbreak of Infectious Disease

Steven Taylor

Cambridge Scholars Publishing, 7 Eki 2019